1.90 1.54 Açılış Sayfam Yap
Anasayfa | Siyaset | Spor | Afyonkarahisar | İlçeler | Bölge Haberleri | Eğitim | Ekonomi | Sağlık | Kültür Sanat | Magazin | İletişim
Egemenlik millete ait olacak
27.07.2010

Afyonkarahisar Ak Parti Teşkilatı Referandum Çalışması İçin Sahaya İndi
Ersoy’lu yapılacak olan Anayasa değişikliği sonucunda vatandaşların “EVET” tercihi yapmaları dahilinde gerçek anlamda “Egemenlik millete ait olacak” dedi.

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandum çalışmasına hızla devam eden AK Parti, bu süreçte vatandaşlara bu referandumda neden “EVET” oyunu kullanmalarını istediklerini AK Parti İl Yönetim Kurulu Üyesi ve İl Eğitimcisi Şükrü Ersoy’lu, bunun gerekçelerini tüm detayları ile anlattı. Ersoy’lu yapılacak bu değişiklik sonunda vatandaşların “EVET” tercihleri sonucunda gerçek anlamda “Egemenlik millete ait olacak” dedi.

-Sayın Ersoylu şu anda yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verirmisiniz?.

Hepimizin malumu olduğu üzere Türkiye 12 Eylül 2010 tarihinde anayasadaki kısmi değişiklikler için referanduma gidecek. Bu seçimde bizde AK Parti teşkilatı olarak sandık yönetim kurullarımızı oluşturduk ve hem referandumla ilgili hem de sandık yönetimleriyle ilgili çalışmalara başladık.
Bu çalışmalar İl Başkanımız Sayın Mehmet Zeybek beyin talimatlarıyla Seçim İşleri Başkanımız Sayın Abdullah Aydoğan nezaretinde Eğitimci teşkilat mensuplarımız tarafından gerçekleştirilmektedir. AK Parti il yönetimimizden Sayın Şemsettin Yasan Merkez İlçe yönetimimizden Fatih Beder ve Mustafa Albay’ın eğitim verdiği çalışmalarımızda bütün teşkilat mensuplarımız aktif görev almaktadır.
Çalışmalardaki amacımız en uzak ilçelerimizdeki her bir sandıkta görev alacak olan köy ve mahalle temsilcilerimiz dahil olmak üzere sandık yönetim kurulu üyelerimizi seçim günü sandık başlarında yapacakları çalışmaların usul ve esasları hakkında bilgilendirmek ayrıca halk oylamasına gidecek anayasa değişiklik paketiyle ilgili içerik hakkında bilgilendirmektir.

-AK Parti bu anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duydu?
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki Türkiye’nin hedef olarak önüne koyduğu muasır medeniyet seviyesine ulaşması bir huzur – refah ve barış ülkesi olabilmesi için gerekli olan ilk şart demokrasi ve hukuk alanında kat edeceği ulaşacağı mesafeyle doğrudan ilişkilidir. Aralarında doğru bir orantı vardır. Yani Türkiye ne kadar demokrasi ve hukuk devleti olma çıtasını yükseltirse o kadar huzur refah ve barış ülkesi olur.

-Anayasa değişikliği demokrasi ve hukuk devleti için geçerliyse aralarında nasıl bir bağ var şu an yaşadığımız rejimin adı ne?
Referandum konusunu doğru algılamak için Türkiye’nin siyasi – tarihi – hukuki ve sosyolojik derinliğini incelemekte yarar var.
Türkiye 1924 anayasasının 3. Maddesine “ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Egemenliğin tek temsilcisi TBMM’dir” ifadesini koymuştur. Fakat bu ifade Türkiye’nin önüne hedef olarak koyduğu muasır medeniyet seviyesine ulaşmak istediği öykündüğü batı ülkelerinde hayat bulmamıştır. Zamanın şartları gereği batı ülkelerinde işbaşında bulunan totaliter tek parti rejimleri model alınarak anayasanın 3. Maddesi sadece metinlerde kalmıştır. Türkiye uzun yıllar tek parti iktidarı CHP tarafından yönetilmiştir. Tek parti iktidarı yöneticileri oluşturdukları yönetim yapısında halkın yeteri kadar zihni olgunluğa ulaşmadığını doğru ile yanlışı ayırt edemeyeceğini kendi çıkarlarını koruyamayacaklarını varsayarak onların karar alma yetkilerini devralmışlar kendilerini halkın vasisi tayin ederek bir vesayet rejimi kurmuşlardır. Dönemin yönetim şekillerini inceleyen Fransız bilim insanı siyasi alanda otorite kabul edilen Duverger’in yaptığı tespit oldukça zihin açıcıdır. Duverger mealen Avrupa’da tek parti iktidarları toplumun ve hayatın her alanına müdahale eden totaliter bir niteliğe sahipken Türkiye’de tek parti iktidarı olarak yönetimi elinde bulunduran CHP genel modernleşme hedefi doğrultusunda toplumu toptan değiştirmeyi hedefleyen politikalar uygulamıştır. Duvarger bu durumu diğer tek parti iktidarlarından ayırarak vesayet rejimi olarak tanımlamıştır.

-Tek parti iktidarlarından sonraki dönemlerde mesela DP döneminde Türkiye demokrasi ve hukuk alanında ilerlemedi mi?
1950 ve 60’lı yıllarda kısmen ilerlemeler olduğu söylenebilir. Fakat tabii olarak vesayet sistemi kurucularının bu durumdan hoşnut olmadıklarını bu nedenle de 1960 ihtilali ile de demokrasiye ara verdiklerini biliyoruz.

- 1961 anayasası ve 1982 anayasası çok eleştiriliyor değişiklikler bunlarla mı ilgili:
Şu tespiti net olarak ortaya koymak lazım; 12 Eylülde referanduma gidecek 26 madde var. İtiraz edilen 2-3 maddeyi halkoylamasından çıkartırsanız vesayetin devamında bir problem olmaz. Geri de kalan değişikliklere kimsenin itirazı da olmaz. Fakat Türkiye batı standartlarında gelişmiş huzur refah ve barış toplumu da olmaz. Kendi iç çekişmeleri içerisinde sürekli patinaj yapan fakat bütün enerjisini tükettiği halde bir türlü ilerleyemeyen bir Türkiye resmi karşımıza çıkar.

-Demokrasi ve hukuk devleti olmamızı engelleyen maddeler nelerdir bu maddelerin yeniden düzenlenmiş durumları nasıldır? Yani halk referandumda neyi oylayacak?
Her şeyden önce 1961 ve 1982 anayasalarının genel ve ortak bir özelliği var. Bu anayasalar darbecilerin iradelerinden bağımsız değildirler. Yapılan anayasalar darbecilerin iradelerini düşünce yapılarını korumak üzere kurgulanmış parlamentonun hiçbir şekilde yargıya müdahale imkanının bulunamayacağı ve gerektiğinde yeniden darbe yapmaya zemin zemin hazırlayacak şekilde düzenlenmiştir.

-Anayasalar darbe yapmaya izin verir mi? Konuyu açarmısınız?
Örneğin 1961 anayasasının 4. Maddesi 1982 anayasasının 6. Maddesi egemenliğin kaynağını tanımlar. Bu maddelerde “egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Millet egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.” Şeklinde tanımlar. Ayrıca bu maddelerde “hiç kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir yetkiyi kullanamaz” der. Fakat buna rağmen oluşturulan anayasal kurumlar tamamen vesayet rejiminin devamı için oluşturulmuş olduğundan dolayı egemenlik belirli görüşe sahip ve taraf olarak seçilmiş vesayet temsilcilerinden kurtarılarak bir türlü millete ait olamamıştır.

-Bu sistem nasıl kurulmuş?
Bu ülkenin vasilerinde halkı başıboş bırakırsanız ya davulcuya gider ya zurnacıya görüşü hakim olduğundan dolayı askeriye içerisinde oluşan cuntanın ve onun bürokratik ve sivil uzantılarının rahat hareket etmelerini sağlayacak bir anayasal sistem kurulmuştur. Örneğin; Türk ceza yasasında anayasal düzeni ortadan kaldırma veya anayasal düzeni ortadan kaldırma girişimleri ağır ceza suçudur. Bunun gibi cebir ve şiddet kullanarak T.C. hükümetini ortadan kaldırma veya görevlerini kısmen veya tamamen engelleme girişimi de ağır ceza suçudur. Fakat bu konuda 1961 anayasasının 138. Maddesi ve 1982 anayasasının 145. Maddesi askeri mahallerde darbe hazırlığı yapan cuntanın yargılanmasına askeri mahkemeler bakar denilerek bu tür suçları işleyenler koruma altına alınmıştır.

-Nasıl yani askeri mahkemelerde darbe yapanları koruyan bir sistemi var?
T.C. anayasasının 156. Maddesinde askeri mahkemeler “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre hizmet yaparlar” maddesi vardır. Bu madde ast üst ilişkisi içerisinde hareket eden dava açmak için üstlerinin iznine muhtaç olan sicil amiri üst makamlar olan hiyerarşik bir yapı içerisinde gerçekleşen bir yargılama sürecinide beraberinde getirmektedir. Hakimlik teminatı bu kadar zayıf olan bir ortamda sağlıklı yargılama mümkün olabilir mi? Yaşadığımız tecrübelerde olmadığını gösteriyor. Bu sebeple Türkiye’de yaklaşık her on yılda bir darbe rutin hale gelmiştir.

-Getirilen anayasa değişiklik paketiyle askeriye içerisinde cunta hazırlığı içerisinde olanlar sağlıklı yargılanabilecekler mi?
Anayasanın 145. Maddesinde öngörülen değişiklikle anayasal düzene karşı işlenmiş suçlar T.C. hükümetlerini ortadan kaldırmaya yönelik suçlar sivil mahkemelere bırakılıyor. Bu nedenle daha adil bir yargılamanın yapılacağıda muhakkaktır. Bununla beraber 145. Maddenin 2. Fıkrasında bazı hallerde sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması mümkündü. Yeni değişiklikle savaş hali dışında kalan zamanlarda sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasınında önüne geçiliyor. Örneğin 1990’lı yıllarda askeriye içerisinde cunta faaliyetlerini tespit eden İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu devletin gizli belgelerini almak suçlamasıyla askeri mahkemelerde yargılanarak 56 gün hapis cezası almıştır. Umudumuz odur ki 12 Eylül halk oylamasından sonra cuntanın millet egemenliğine yapacağı her müdahale girişimi Türk milleti adına karar veren bağımsız mahkemeler tarafından yargılanacak ve millet iradesinin tek temsilcisi olan parlamento hayatiyetini devam ettirebilecektir.

-Bununla ilgili somut örnekler var mı?
Şu ana kadar ortaya çıkan darbe belgeleri bize darbelerin 1980 deki bayrak şu anda halen yargılanmasına devam edilen balyoz da olduğu gibi 4 aşamada gerçekleştirildiğini söylüyor. Bunlar hazırlık – harekat ortamının şekillendirilmesi – icra ve yeniden yapılanma aşamaları. Harekat ortamının şekillendirilmesi iddiası ile Şemdinli’de iki astsubayın umut kitabevine bomba attığı iddiası sivil mahkemelerde kabul edilmişti. Yargılama sürecinde askeri mahkemelere gönderilen davada askerler serbest bırakıldı. Halbuki aynı dava sivil mahkemelerde yargılanmaya devam edildiğinde iki askerin suçlu bulunarak Van 3. Ağır ceza mahkemesi tarafından 39 yıl 5 ay hükümlülük kararının çıktığını görüyoruz. Bu sonuç bize Türkiye’de hakim teminatının zayıf olduğu yargılama süreçlerinin ne kadar sorunlu olduğunu gösteren bir kriterdir. 12 Eylülde yapılacak referanduma hayır demeye hazırlananlar milletin egemenliğine kasteden cuntayı nasıl savunacaklar millete ne diyecekler hep beraber göreceğiz.

-Darbelerin son aşaması olan yeniden yapılanma veya millet adına egemenliği kullanacak olan anayasal organların düzenlenmeleri nasıl olmuştur?
Tabiî ki darbe iradesini devam ettirecek vesayet anlayışının devamından yana bir sistem kurulmuştur.
Cumhurbaşkanlığı makamı anayasal organlar dahil vesayet temsilcilerinin atanma aracı olarak kullanılmıştır. Anayasanın 8. Maddesine göre yürütme yetkisi cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna aittir. Fakat darbelerden sonra vesayet anlayışının devamından yana olan bürokrasi ve çoğu kez cumhurbaşkanlığı makamı millet tarafından seçilen ve millet adına devleti idare eden bakanlar kurulunu çalışamaz hale getirmiş pek çok zamanda muhalefet partisi gibi davranmıştır. Zaman zaman bununla da yetinmeyerek millet adına yürütmeyi gerçekleştiren onların beklentilerini karşılaması için iktidar olan anlayışın tam tersine icraatlar ortaya koymuşlardır. Örnek İstanbul M.E.M. de görevli yurtlardan sorumlu müdür yardımcısı Nurettin Göncü olayıdır. Bir öğrenci yurdunda yapılan toplantıya katılan müdürlerin terlikle yurda girmelerine kayıtsız kaldığından bahisle terliğinde türban gibi irticai faaliyet açısından giyilmesine karşı uyarıda bulunmadığı gerekçe gösterilerek görevden alınmıştır. Yine M.E.M. Eyüp şube müdürü Yaşar Değirmenci türbanlı öğretmenlere yakın görüntü sergileyerek sekiz yıllık kesintisiz eğitime karşı olanlarla gönül bağı olduğu gerekçesiyle görevden alınmıştır. Bu ve benzer olaylar darbelerden sonra görev alan cumhurbaşkanlarının vesayet anlayışına uygun nasıl bir bürokratik yapılanma gerçekleştirdiklerini en temel insan haklarından olan fikir hürriyetini nasıl yok ettiklerini düşünce ve ifade açısından çoğulcu bir anlayışı yok ederek insanların hepsini totaliter bir anlayışla aynileştirmeye çalıştıklarının çok açık göstergeleridir.
Yine çok hazindir ki darbelerden sonra oluşturulan millet egemenliğini onun adına kullanan anayasa mahkemesi 1965 yılında 27 Mayıs ihtilalini eleştirmek suçtur diyebilmek suretiyle milletin temsil edildiği meclisi darbeyle kapatan iradeyi koruma altına almıştır. 1970’lerde Bülent Ecevit yargı devrimcilerin elindedir diyerek durumu tescil etmiştir. Yine 1990’lı yıllarda zaman zaman koalisyon hükümetlerinde adalet bakanlığı yapan Mehmet Moğultay ve Seyfi Oktay’ın 5 bin hakim ve savcıyı devrimcilerden aldığını iftiharla söylemesi vesayetin nasıl devam ettiğinin en açık delilleridir.

-TBMM’nin bu olaylar karşısında aldığı tedbirler yokmudur.
Anayasanın değişim süreçleri Türkiye’de hep sancılı olmuştur. Biraz önceki örneklerden de anlaşılacağı üzere vesayetin siyasi bürokratik sivil temsilcileri çok büyük direnç göstermişlerdir hala daha göstermeye devam ediyorlar. Buna rağmen cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine yönelik referandum bu konuda bir aşamadır.
Bununla beraber darbecilerin yaptıklarının suç olduğu bilinciyle kendilerini garantiye alacak yasal ve anayasal tedbirleri aldığını da bilmemiz gerekir. Şöyle ki; siyasi partiler kanununun siyasi partilerle ilgili yasakları içeren 4. Kısım 95. Maddesinde 12 Eylül harekâtına karşı beyan ve tutum yasağı vardır. Bu madde ancak 12 ağustos 1999 da kaldırılabilmiştir. Şu anda da mevcut referandumla darbeye yargı yolunu kapatan anayasanın 15. Maddesi kaldırılarak yapanın yaptığının yanına kar kalmayacağının anlaşılması adına bir düzenleme mevcuttur. Bu suretle darbelerde büyük acılar çekmiş insanların vicdanları ve kamu vicdanı bir ölçüde rahatlayacaktır.
Hepimiz yakinen biliyoruz ki Türk milletinin hafızasında darbe sonraları oluşturulan travmalar hala tazeliğini koruyor. 1960 sonrası milletin temsilcilerine reva görülen katliamlar 1971 muhtırası sonrası yaşananlar 12 Eylül sonrası Mamak’ta ülkücüler metriste solcular Diyarbakır’da Kürtlere yapılan işkenceler hala unutulmamıştır. Şu anda mecliste grubu bulunan kendilerini ülkücülerin temsilcisi olarak görenler kendilerini sözde Kürtlerin temsilcisi olarak görenler bu referanduma nasıl bir haleti ruhiye içerisinde hayır diyecekler hep beraber göreceğiz.
Bu yaşanılan süreçlerden ortaya çıkan sonuç şudur. Her darbe sonrası sanık sandalyesinde halk ve onun temsilcileri oturmuş gerçek suçlular ise hep takdir ve taltif görmüştür. Bu tablo demokrasi adına bir utanç tablosudur ve AK Parti olarak bu halk oylamasıyla halkımızın gereken cevabı sandıkta vereceğini düşünüyoruz.

-Darbeler sonrasında vesayetin devam etmesi için oluşturulan anayasal kurumlardan söz ettiniz referandumla bununla ilgili ne gibi tedbirler alınmıştır.
Yasama organı yani TBMM anayasa mahkemesi ile bloke edilmiş ve milletin siyaset alanı daraltılmıştır. Darbelerden sonra darbeci iradeyi temsil eden vesayet rejiminden yana taraf olan temsilciler cumhurbaşkanı tarafından anayasal kurumlara atandıklarından dolayı aldıkları kararlarda vasileri koruyan kararlar olmuşlardır. Biraz önce örnek verdim 1965 yılında anayasa mahkemesi 27 Mayıs’ı eleştirmek suçtur gibi bir karar alabilmiştir. Yine vesayet rejiminin devamı için araç olarak kullanılan son cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya konulan orta oyunu hala gözlerimizin önündedir. Anayasa mahkemesi Anayasanın 96. ve 102. Maddelerine aykırı olarak toplantı yeter sayısının daha önceki seçimlerde hiç örneği görülmediği halde 367 olarak karara bağlayarak cumhurbaşkanlığı seçiminin önünü tıkamıştır. Üniversiteye giden öğrencilerin kılık kıyafetini düzenleyen başörtüsü yasağını kaldıran yasa olarakta bilinen yasa 411 oyla kabul edildiği halde anayasanın 148. Maddesinde Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerini esastan inceleme yapamaz yerindelik kararı veremez hükmüne rağmen yüksek mahkeme esasa girerek yasayı iptal etmiştir. Bir anlamda anayasa mahkemesi anayasanın kendisine vermediği egemenlik hakkını meclisin haklarını gasp ederek vesayetin devamından yana taraf olmuş ve bağımsızlığını zedelemiştir.
Bunun gibi Danıştay’da kaynağını anayasadan almayan pek çok yetkiyi kullanmıştır. Danıştay idari işlerin kanuna uygunluğunu denetlemek yerine yerindelik kararları almıştır. 8 Şubat 2006 da Aytaç Kılıç isimli anaokulu öğretmeninin okula gidiş gelişlerinde başörtüsü taktığı için Gölbaşı Bayrak Garnizonu anaokuluna müdür olarak atanması sakıncalı bulunmuştur. Yine bütün tasarruf hakkı yürütmede olması gereken İmam hatipler ihtiyaçtan fazladır- İETT araçlarının fiyatları alım gücüne göre yüksektir- özelleştirme iptalleri gibi pek çok karar yürütmenin haklarını gasp ederek yerindelik kararlarına girilerek verilmiş ve bu kararlar demokratik bir ülkenin yargı tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Hatta Danıştay’ın başörtüsüyle ilgili aldığı kararlar Danıştay saldırısı gibi kirli senaryolarla mağdurlar aleyhine kullanılmış Türkiye’nin meşru iktidarları baskı altına alınmaya çalışılarak askeriye içerisindeki cunta ve onun bürokratik ve sivil uzantıları tarafından darbe ortamının hazırlanmasına dayanak yapılmaya çalışılmıştır. Yeni anayasa paketinde 125. Madde ile Danıştay’ın yargı yetkisinin idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu ve hiçbir suretle yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı anayasaya eklenecektir.
Anayasanın 145. maddesinin yeniden düzenlenmesiyle daha demokratik bir anayasa mahkemesi hedeflenmektedir. Halk oylamasıyla anayasa mahkemesine atanan üyelerin kaynağının çeşitlendirilerek vesayet anlayışının kırılması düşünce yapısı itibariyle steril ve homojen yapının değişmesi büyük önem arz etmektedir. Anayasa mahkemesinde yapılan yeni düzenlemeyle parlamentonun toplum temsilcilerinden anayasa mahkemesine üye ataması temin edilerek anayasa mahkemesinin çoğunlukçu yapısı çoğulcu olarak düzenleniyor. Bu düzenleme ile anayasa mahkemesi totaliter düşüncelerin mekanı olmaktan çıkartılarak demokratik bir yapıya kavuşturuluyor. Şimdiye kadar 1930 lu 1940 lı yılların anlayışıyla temsil edilen yüksek yargının halka yabancılaşma gibi meşru olmayan bir anlayıştan da kurtulması demokrasi açısından Türkiye’nin en büyük kazanımı olacaktır.

-HSYK’nın yeniden yapılandırılmasıyla ilgilide çok büyük itirazlar var.
Şu anki HSYK’NIN yapısıyla ilgilide çok büyük tartışmalar var. Şimdiye kadar olduğu şekliyle anayasanın 9. maddesine göre Türk milleti adına karar vermesi gereken bağımsız yargı vesayet rejimin devamından yana taraf olan HSYK tarafından bloke edilmiş ve kontrol altına alınmıştır. Mevcut yapısıyla HSYK Yargıtay ve Danıştay’dan seçilen 5 üyeye ilave olarak adalet bakanı ve bakan müsteşarından oluşmaktadır. Fakat HSYK’daki 5 üye aynı zamanda Danıştay ve Yargıtay üyelerini seçen kendi içerisinde kapalı devre kast sistemiyle çalışan bir yapıyı da beraberinde getirmiştir. Halbuki 13000 civarında hakim ve savcı üzerinde hüküm icra eden HSYK da 250 civarında üyeden müteşekkil Yargıtay ve Danıştay dışında bir temsilci yoktur.
Anayasanın 159. maddesi yeniden düzenlenerek HSYK’nın sayısı artırılacak ve 22 ye çıkartılacaktır. Bu yapı içerisine 7 adet 1. sınıf adli hakim ve yargıç ile 3 adet 1. sınıf idari hakim ve yargıç ilave edilerek daha demokratik ve çoğulcu bir yargı kurulu oluşturulması hedeflenmektedir.
HSYK kararları bugün itibariyle yargı denetimine kapalıdır ve aldığı kararlar kesindir. HSYK’nın kararları yeni düzenlemeyle yargı denetimine açılacaktır.
Hakim ve savcıları görevleri açısından denetleme yetkisi HSYK da bırakılırken soruşturma ve inceleme yetkisi HSYK kurul müfettişlerine devredilecektir.
Yine HSYK nın kadro dağıtma yetkisi de elinden alınıyor.
Yukarıda saymış olduğumuz bütün yetkileri elinde toplayan bir kurulun üzerinde hüküm icra ettiği hakim ve savcıların hiçbir etki altında kalmadan kurulun homojen ve steril düşünce yapısını gözetmeden yargılama yapması ve karar alması mümkünmü? Bu mahsurların ortadan kalkması için HSYK nın yetkileri dağıtılmak suretiyle hakim teminatı güçlendirilmiştir. Bu sayede umudumuz odurki halkoylamasından sonra hakim ve savcılarımız özgür iradeleri ile daha tarafsız ve kamu vicdanını rahatlatan kararlar verebileceklerdir.

-Şimdiye kadar HSYK’nın bu yapısıyla ortaya koyduğu yanlış örnekler varmı?
Malumunuz olduğu gibi yakın geçmişimizde ve hâlihazırda kaynaklarını devletten kullanan fakat halkta korku panik ve endişe uyandıracak şiddet olaylarına imza atarak halkın huzuruna kasteden çetelerin varlığından hepimiz haberdarız. Bu olayların deşifre olmasına gerekçe oluşturabilecek susurluk davası hakimi 14. Ağır Ceza Başkanı Sedat Karagül’ün yeri HSYK tarafından değiştirilmiştir. Yerine atanan Metin Çetintaş davayı iki üç ay içerisinde kapatmıştır. Daha dikkat çekici olan kısmı emekli olduktan sonrada bazı ergenekon sanıklarının avukatı olmuştur.
Daha öncede bahsettim Van cumhuriyet savcısı Ferhat Sarıkaya umut kitapevine bomba attığı gerekçesiyle iki astsubayla ilgili iddianame hazırlamış HSYK hakimi görevden almakla kalmamış aynı zamanda meslekten ihraç etmiştir. Fakat Van 3. ağır ceza mahkemesi 2 astsubay hakkında 39 yıl 5 ay ceza vermiştir. HSYK’nın almış olduğu bu kararda hukuk tarihine bir skandal olarak kaydedilmiştir. Bu ve bunun gibi kamu vicdanını rahatsız eden pek çok karardan bahsedilebilir.

-Çok itiraz edildiğini söylediğiniz bu maddeler dışında referanduma giden değişiklikler nelerdir özellikleri nelerdir?
Demokrasinin en temel özelliklerinden birisi temel hak ve özgürlükleri esas almasıdır. Halkoylamasına sunulacak olan değişiklik paketine baktığımız zaman hedef aldığımız muasır medeniyet seviyesindeki ülkelerde hangi standartlarda demokratik hak ve özgürlükler varsa onlara ulaşma hedefi vardır.
Anayasanın 125. Maddesindeki değişiklikle insanların en temel haklarından olan savunma hakkının getirildiğini görürüz. Bu maddedeki değişiklikle YAŞ kararlarına yargı yolu açılmaktadır. İrtica ve disiplinsizlik suçu ile ordu ile ilişiği kesilen askerlerin askeri veya sivil yargıda dava açabilmelerinin yolu açılıyor.
Anayasanın 129. Maddesindeki değişiklikle memurların haklarındaki uyarma veya kınama cezaları için mahkemeye gitmelerinin yolu açılıyor. Bugün disiplin cezaları için mahkemeye gidilemiyor.
Anayasa 147. Maddesindeki düzenlemeyle mahkeme üyeleri 12 yıllığına seçilecek. Mevcut anayasada görev süresi sınırlaması bulunmuyor.
Anayasanın 148.maddesi vatandaşların insan hakları ihlalleri gerekçesiyle anayasa mahkemesine bireysel başvurma hakkı tanınıyor. AİHM’de 1998 yılından 1 Ocak 2010 tarihine kadar toplam 10000 başvuru hakkında karar verdi. En fazla mahkûmiyet 2295 kararla Türkiye’ye ait.
Anayasanın 149. Maddesinde yapılan değişiklikle anayasa mahkemesi 3 daireden oluşacak. Kapatma davası ile yüce divan yetkisi anayasa mahkemesi genel kurulunda verilecek. Kapatma ve yüce divan kararları için temyiz yoluna gidilebilecek. Mevcut sistemde anayasa mahkemesi tek daire olarak çalışıyordu ve temyiz yolu bulunmuyordu.
Anayasa değişikliğine ilişkin açılan davalar ile parti kapatmalarda aranan 5’te 3 oy çokluğu oranı 3’te 2 olarak düzenleniyor.
Anayasanın 10. Maddesinde yapılan düzenlemeyle kadınlar çocuklar ve engellilerle ilgili alınacak önlemler anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olamaz denilerek bu gruplara pozitif ayrımcılık getirilmiştir.
Anayasanın 20. Maddesine eklenen yeni hükümle herkes kendisine ait kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Vatandaşlar kamu kurumlarında kendileri hakkında tutulan dosyalara ulaşabilecek. Fişlemeler zorlaşacak. Anayasaya yeni giren bu madde ile en temel insan haklarından olan özel hayatın ve aile hayatının korunması teminat altına alınabilecektir.
Anayasanın 41. Maddesi gereği her çocuk yeterli himaye ve bakımdan yararlanma teminatı getiriliyor.
Anayasanın 53. Maddesindeki düzenlemeyle memurlara toplu görüşme hakkından daha ileri bir aşama olarak pazarlık ve toplu sözleşme hakkı tanınıyor. Toplu sözleşme görüşmelerinde sonuç alınamazsa sorunu uzlaşma kurulu çözecek ve uzlaşma kurulunun aldığı kararlar kesin olacak.
Anayasanın 74. Maddesinde ombudsmanlık yani kamu denetçiliği oluşturulacak. Bu kurum TBMM ye bağlı çalışacak ve baş denetçide TBMM’den seçilecek. İdarenin işleyişiyle ilgili şikayetler bu kurumda çözülecek.
Genel olarak şu ana kadar açıklamış olduğum anayasa değişiklik paketinin herhangi bir yerinde veya tamamı incelendiği zaman temel hak ve özgürlüklerde geriye doğru atılan bir adım veya Türkiye’nin daha çok demokrasi ve hukuk devleti olma konusunda standartlarını bugünden daha geriye götüren bir değişiklik söz konusu mu hayır.

-O zaman muhalefet partileri bu pakete neden itiraz ediyor?
Biraz önce ifade etmeye çalıştım en çok itiraz 2-3 madde için var bunun gerekçeside açıktır. Az önce vermiş olduğumuz örneklerden de anlaşılacağı gibi maalesef içinde halk sözcüğü olmakla beraber halkın verdiği oylarla hiçbir zaman iktidar olamayan CHP zihniyeti idarecileri darbeler sonucunda oluşturulan anayasal organlar tarafından kaynağını anayasadan almayan yetki kullanımıyla 1930’lu 40’lı yıllara dayanan siyasal anlayışlarını devam ettirebiliyorlar. Bir anlamda halkın vasiliğinin aracı olarak kullandığı bu yapının bozulmasını istemiyor. İsterseniz bunu da somuta indirgeyelim; AK Parti iktidarı döneminde CHP 151 kez anayasa mahkemesine gitmiştir. Bu yapılan müracaatlardan Anayasa Mahkemesi 52 kez yürütmeyi durdurma ve iptal kararı 24 red kararı vermiştir. Böyle bir tabloda anayasa mahkemesi aracılığıyla statü sahibi olmak ve onu muhafaza etmek en kolay iktidar yolu olsa gerektir. Bu nedenle CHP nin bu yapının bozulmasını istemediğini düşünüyoruz. Fakat bizler AK Parti olarak inanıyoruz ki; bütün muhalefet parti seçmenleri her türlü siyasi mülahazadan bağımsız olarak bu ülkede yaşayan insanların gelişmiş ülkelerde ne kadar yüksek temel hak ve özgürlükler varsa demokrasi ve hukuk standartları ne kadar yüksekse bizim halkımızın da en az onlar kadar bu gelişmişlik ölçülerine hakları ve ihtiyaçları vardır. Bu anlayışla biz çalışmalarımıza devam edeceğiz ve inanıyoruz ki 12 Eylül 2010 da yapılacak referandumda halkımız kendi standartlarını yükselten Türkiye’nin daha çok refah daha çok huzur daha çok barış ülkesi olma yönünde tercihlerini kullanacaklar ve anayasa değişiklik paketine daha aydınlık yarınlar için evet diyeceklerdir.

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk siz yapın
Mail:
Şifre:
Üye Olmak İstiyorum

 
   
İntihar etmesini Mühsürler engelledi
2  - Ruhsatsız yurtlar tedirgin ediyor
3  - İspatlasın istifaya hazırım
4  - AMATÖR SÜPER LİG İLK YARI FİKSTÜRÜ
5  - Onay kurtuluş gününde geldi
6  - Boş zamanlarda okey
7  - Teslim olurlarsa masaya otururuz
8  - Taşoluk Belediyespor Emre’yi
9  - 12 Eylül’de millet ‘eve
10- Ruhsatsız yurtlar inceleniyor
11- Şimşek’te moraller yerinde
12- Süper Lig 11 takımla oynanacak
Diğer Yazarlarımız
Hüsnü Serteser
Çifte mutluluk
Hakan Çelik
Resepsiyonlardan laf çakma dönemi sona erdi
Atamer Büyükbudak
ETKİNLİK; DÜŞÜNCENİN VE İFADENİN BAŞARISIZLIĞI OLAMAZ!.
Yasin Köksal
Baykal geri mi geliyor?
H. Oğuz Sarımehmetoğlu
Şimdi nerede olmak isterdim!...
Hülya Bozokluoğlu
EFENDİMİZ (SAV)’İN KANAATKARLIĞI
İsmail Sagun
EVET Mİ, HAYIR MI?
Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için fikir, öneri ve şikayetlerinizi bekliyoruz

oneri ( @ ) gazete3.com.tr
 
Anasayfa | Siyaset | Spor | Afyonkarahisar | İlçeler | Bölge Haberleri | Eğitim | Ekonomi | Sağlık | Kültür Sanat | Magazin | İletişim
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz. 2010 © MEGABİRLİK A.Ş.
Designed By Megabirlik Bilgi İşlem